fbpx
Dünya dışı güzel kadınlara bir gönderme!

Dünya dışı güzel kadınlara bir gönderme!

İkinci romanı Orkney, Africano Kitap etiketiyle önümüzdeki aylarda yayımlanacak olan İngiliz yazar Amy Sackville, özel bir bakışa, güçlü bir üsluba sahip, anların kıymetini bilen, onları kendi romantizminin eşsiz genişliğinde idealize edebilen müthiş bir yazar. Hannah Tennant-Moore, Sackville ile ilk kez tanışacak olan biz Türkçe okurları için, yazarın ‘in ilk romanı Still Point’i de kapsayan bir Orkney okuması yapmış.

“kumun içinde saklanmış, küçücük, kusursuz, yontulmuş bir boncuk,”, “yaklaşan yağmuru titreşerek bekleyen parlaklık”, “bir fin-de-siècle havası veren”, “modern bir Venüs”…
Bu ifadeler Orkney‘deki genç eş için yapılan tasvirlerden bazıları.

Orkney, Amy Sackville’in içine kapanık ve ustalıklı ikinci romanı. Eğer bu ifadeler, bir miktar müphem ve fazlaca romantik geliyorsa, nedeni, bu sözlerin yazarın kendine değil, romanın anlatıcısına ait olmasıdır. 

Richard, en parlak öğrencisiyle yeni evlenmiş bir professör. Eşi ondan kendisini denize götürmesini istiyor ve o da bir centilmen olarak kuzey iskoçyadaki Orkney adalarında bir balayı ayarlıyor. Kocası akademik görevine dönünce ne yapacağını düşünmeden.
“Benimle doktorası üzerine çalışmasını konuşmuştuk. Ama artık bu mümkün değil.”
Professör geleceklerini düşününce zihninde “daimi bir kahvaltı masası” canlanıyor.
Richard 60, eşi ise 21 yaşında. Yeni evliler gecelerini kır evlerinde ateşin başında kıvrılıp, rüzgardan ve buz gibi okyanustan korunarak geçiriyorlar. Viskilerini yudumlayarak “ada büyülerinin” hikayelerini anlatıyor. 

Rahatça birlikte varoluşlarını sürdürebilmeleri gerekiyor. Paylaşılan gündüzler ve geceler arasında kişisel uğraşların da olduğu günler… Richard kitabı üzerinde çalışırken, eşi kumsalları keşfe çıkıyor. Öte yandan profesörün gözü hep genç eşinin üzerinde. O evlerine gelen temizlikçiyi ve kumsalda yatıp kalkan yaşlı adamla arkadaşlık ederken Richard evden onu izliyor. 

“Senin çerçevenden dışarı çıktım, kusura bakma.” diyor eşi ona, Richard penceresinden onu göremediği zaman.

Sackville’in erkek egemen bakışa yaptığı göndermelere rağmen, bakan erkeğe karşı oldukça sempati sahibi. 19. yüzyıl cazibe anlatıları üzerinde çalışan Richard, eşine “benim Lamia’m” ve “Merlin’in son hatası” diye seslenebiliyor eşine, Keats ve Tennyson’ın büyük adamları yerle bir dünya dışı güzel kadınlarına gönderme yaparak. Hatta bütün Orkney, Lamia, Merlin ve Vivien şiirlerinin bir yeniden yazımı olarak okunabilir. Richard’ın bu metinler ile olan uğraşısı da bu okumayı zenginleştiriyor. Eşinin pek hoşuna gitmemesine rağmen, seminer amfisindeki ilk karşılaşmalarını romantize ediyor:

“Soğuğu da yanında getirdin, ilk kırağının tazeliğini ve düşmeye başlamış yaprakları; saçlarına takılmışlardı. -‘Hayır takılmamışlardı’ dedi o, biraz ittirerek, ‘ben sokak çocuğu muyum’- ama ben seni öyle gördüm canım, bir sonbahar perisi, ilk ayazın getirdiği.” Mor giydiği konusunda ısrar ettiğinde “fundalığın üzerindeki süpürgeotunun rengi” eşi ise hiç o renkte bir kıyafeti olmadığı iddiası ile karşılıyor söylediklerini. Yine de Richard, ilişkilerinin hikayesini, ilk okumayı öğrendiği günden beri tutkuyla bağlandığı peri masallarından birine dönüştürmek konusunda kararlı.”

Richard eşinin iç dünyasından bihaber olduğundan, onu olduğu gibi tanıyoruz; nasıl gözüküyor: “uzun boylu”, “gümüş saçlı”, “soluk pembe göğüs uçları”, “derisinin hemen altında yeşil damarlar”, nasıl giyiniyor: “kalın çoraplar ve botlar içine sokulmuş bol keten pantolon”, nasıl yemek pişiriyor: “yumurtaları tek bir kahverengi katı lastik haline getirene kadar çırpıyor”, güne hazırlanması: “masanın başına oturup saçlarını bulutlar gibi kabarttı. Gözlerini kapatıp, sanki tuzlu suyu temizlemek istermiş gibi sıktı ve gözlerini ovarak zarif kaşlarının formunu da bozdu. Ve sonra, yeniden toparlanıp bana baktı.”

Sackville’in sıradan olanı fantastiğe dönüştürmek gibi az bulunan bir yeteneği var. Bir 19. yüzyıl kadını onyıllar boyunca kocasının Kuzey Kutbu keşfinde dönmesini beklediği ilk romanı “Sessiz Nokta” da daha az kendinden emindi. Hırs ve özlemle dolu hikayesini, altına bakılmadık hiçbir psikolojik taş bırakmadan düzgün bir sona ulaştırıyor. Orkney’de yazar yorumu bazı yerlerde kendisini gösterse de Sackville, hissiyata bir mantık katmaya çalışmıyor. Djuna Barnes’ın Geceyi Anlat Bana veya Virginia Wolf’ün Dalgalar eserlerinde olduğu gibi, olanları merak etmekten çok olan bitenin nasıl tasvir edileceğini merak ettiği için okuyor insan.

Sackville’in, eşi balayının en önemli gününde hüzünlü uyanan eşinin canının sıkkınlığını kendi üzerine alınan ve kabullenemeyen Richard’ın narsissizmininin portesine bir bakalım:

“Başka bir uzun, boş sessizlikten sonra iyi misin diye sordum. İstemeden. Yumurtanın içini yemeden tabağından sıyırdı. Mutlu musun? dedim. Kendime rağmen. Belli belirsiz can sıkıntısı yüklü bir şey mırıldandı ve yüzünü ellerinin arasına aldı. Parmak uçlarıyla kaşlarını aşağı doğru çekti ve esneyen kapalı gözleri arasından alnındaki düz çizgi açığa çıktı. O küçük çizgiyi çok severdim, derin düşüncelere dalmanın izi, seminerlerde o çizginin görünmesi benim zaferimdi; şimdi hayal bile edemiyorum, o çizginin görünmesine yol açacak tek bir zekice cümle kurduğumu zannetmiyorum. Ellerini, parmakları elmacık kemiklerine dokunacak avuçları ise dudaklarının kenarında birleşecek şekilde aşağı indirdi, dudağını büzdü. Biraz böyle ses çıkarmadan oturdu ben bakarken, onun çaresizlik jestine karşı umutsuzca cevap vermeye çalışırken. Kahve koymak için kalktım. Özür dilerim. dedim. Sesimin darmadağınıklığımı ele vermemesine gayret ederek.”

Richard eşinin kıyıda duran görüntüsü ile çok daha barışık, “zeki, meydan okuyan, deniz ve gökyüzü arasında ancak ya da belli belirsiz seçilen.” Neden eşinin “kalbini çalan” bir “şekil değiştiren tanrıça” olduğuna inanmak istiyor? Bu eski bir hikaye: Ford Madox Ford’un karakterlerinden birinin söylediği gibi en hüzünlü hikaye: Erkeksi tutku, bir kadını tamamıyla kavrayıp “ona sarınmak, kendi kimliğini yitirip ona yaslanmak”tır. Fakat böyle bir fethin ganimeti uzun süre dayanmaz. Çünkü bir kadını tamamen kavradığında o da diğer insanlar gibi sıradanlaşır. Erkeğin üzerindeki büyü bozulur ve kadının onu kurtaracağını ümit ettiği yalnızlığına geri döner. 

Sackville’de geleceğe dair umut veren şey, geleneksel cinsel kimlikleri yeni bir romantik modelin hizmetine koşması: Femme fatale, kalpsiz bir romantik entrikacı değil, tutkunun devamlı süremeyeceğinin farkında olan tutkulu bir kadın, kalıcı aşk ancak aşıklar arasına giren mesafenin kabulü ile mümkün.

Sackville bu özlemi, nostaljik ve keskin bir dille ifade ediyor. Sessiz Nokta‘daki kaşifin genç eşi, kocasının dönmeyeceğinden şüpheleniyor, yatağında yatarak küçük bir botun içinde açık denizde salındığını hayal ediyor. “Her şey onun bana uzak olduğu kadar uzak” diye düşünerek bu duyguyla teselli buluyor. Biricik anıların hatırlanmasının seni sürekli yaralamasındansa, evrensel duygunun içine batmak ve orda avunmak tercih ediliyor.

Orkney’de ise böyle bir teselli söz konusu değil, çünkü tekil anlar Richard ve eşinin sahip oldukları her şey, kahve içişi mesela: “Şekeri boca edip bardağın ağzına kadar sütle doldurdu. Masadan kaldırmadan eğilerek tadına baktı, hortumlu bir böcek gibi dudaklarını uzatarak, hüpürdeterek içti ve gülümsedi. ‘fena değil’ dedi, yapabildiği kadar Orkney aksanını taklit ederek.” 

Hannah Tennant-Moore’un New York Times’ın
28 Haziran 2013 tarihinde yayımladığı Orkney kritiğinden…