fbpx
Büyülü gerçekçilik ve Macunaíma

Büyülü gerçekçilik ve Macunaíma

20. yüzyıl Latin edebiyatının ‘öncü’ kalemi Alejo Carpentier, Bu Dünyanın Krallığı adlı en popüler romanının önsözünde “Harika Gerçekçilik” olarak andığı “Büyülü Gerçekçilik”i Güney Amerika’ya mal eder. Kendisi Kübalıdır ama İsviçre’de doğmuş, Havana – Paris hattında ömür sürmüş ve Fransa’da hayata veda etmiştir. Ardılı olan bir başka Latin yazarı etkilemiş ve bir bakıma el vermiştir bu akımın genç prensine. Ülkemizde de bu akım denince akla gelen ilk isim olan Gabriel Garcia Marquez’dir o prens. Nobel ödüllü Arjantinli, başta Yüzyıllık Yalnızlık olmak üzere birçok romanıyla bu terimin yerleşmesine ve akımın kurumsallaşmasına ön ayak olmuştur.

Oysa ‘büyülü gerçekçilik’ ne Latin Amerika’ya özgüdür, ne de Marquez, Jorge Adamo, Miguel Ángel Asturias, Carlos Fuentes, Jorge Luis Borges, Alejo Carpentier, Isabel Allende gibi Latin yazarlara. Hintli Salman Rushdie, bir eski kıta Latini Italo Calvino, Alman yazarlar Günther Grass, Patrick Süskind, gerçek bir New Yorklu Paul Auster ve Japon edebiyatının en popüler çağdaş temsilcilerinden Haruki Murakami de bu akımın ocağını yakıcı korlarıyla beslemişlerdir. Çağdaş Türk edebiyatı da bu akımdan geri kalmamış, en güzel örneklerini Latife Tekin, Hasan Ali Toptaş ve İhsan Oktay Anar gibi isimlerle vermiştir.

Bir eseri ‘Büyülü Gerçekçilik’ tarzından saymak için ne gibi özellikleri olmalı?

Bir kere doğal ve zorlamasız olacak…

Mucizevi unsurlar barındıracak…

Tüm bunlara karşın anlaşılır ve yükselmiş bir gerçekçilik içerecek!

Eğer bu ilkeler bize bu akımın genel çerçevesini çiziyorsa, o isimlerin en başına, elinizde tuttuğunuz kitabın yazarını koymak gerekiyor. Brezilyalı şair, yazar, müzisyen, fotograf ustası, Mario de Andrade’nin (1893 – 1945) Macunaíma’sıdır söz konusu roman.

Bir şair romanı…

Bir nesir şiir!

İlk temas çoğu zaman yanıltıcıdır

Zaman içinde hem Brezilya edebiyatının hem de kıta edebiyatının en büyük esin kaynakları arasına giren romanın görücüye çıkması, çıktıktan sonra ilgi görmesi pek de kolay olmadı.

Portekizce’nin ve Amazonlar’ın bu göz alıcı sözlü destanının 1928 yılında okuru ile buluşabilmesi için, yazarının kendi kesesini açması gerekmişti. Kitabın ilk baskısı, sadece 800 kopya idi. Andrade, yakınlarına Macunaíma’yı, o güne değin eşi benzeri görülmemiş bir şiirsel coşku patlaması ile sadece altı günde yazdığını anlattı. Sonraki baskılarda küçük birkaç detay ekleyip çıkarmış olsa da eserin özgün biçimi korundu.  Kitap, ilk başlarda pek de olumlu eleştiriler almadı. Çoğu okuyucunun, tıpkı biraz sonra, siz sevgili okurların da başına geleceği üzere, kafası karışmıştı.

Yayımcı olarak uyarmak da gerekli: Bu kafa karışıklığı, olası yan etkilerin en masumudur. Yine o yıllara dönecek olursak, çok az okuyucu yazarın meramını anlayabilmişti. Amazon sarmaşığı gibi birbirine örülmüş farklı motiflerin yapısını neredeyse hiç kimse çözememişti. Hasılı, bu kitap, ilk okurlarına iki gömlek fazla gelmişti.

Ne menem bir şeydi ki bu Macunaíma?..

Alabildiğine ilginç, tuhaf, huzur ve edep bozucu, umut kırıcı, melankolik, depresif, vahşi, grotesk, bulanık, matrak, ürkünç, kekre, otantik, yoz, çılgın, bıkkınlık verici, ikrah getirici, bir roman!

Ya Kahraman Macunaíma?..

Edepsiz, kopuk, arsız, yüzsüz, kalleş, namert, adam satıcı, hain, düpedüz karaktersiz, acınası, zavallı, keko, zübük, dümbük, angut, ölesiye tembel ve yine ölesiye abazan, yaramaz, pasaklı, görgüsüz, dayak delisi ve tüm bu sıfatların toplamı kadar da gülünç bir Kahraman!

Bir Kahraman!

Yazarının tabiriyle Karaktersiz bir Kahraman!

Ancak Macunaíma’yı zorlu – ki aynı zamanda keyifli ve zengin- kılan şey, bir şair nesri olması değil, Amazonlar’ın etnolojik, antropolojik ve folklorik açıdan eşsiz zenginliğini yansıtma konusunda yazarının ayrıntıcı üslubu ve engin bilgisi. Brezilyalı ortalama okur kitapla ilk temasında bu zorlukları yaşamıştı doğal olarak. Bir de kuş uçuşu 11 bin kilometre ötedeki Türkçe yazıp konuşan bizleri düşününce sayısız dipnotun varlık nedeni de kendiliğinden ortaya çıkıyor.

“Brezilya’nın mitik bilincinin vizyonu”

Macunaíma, bazen klasik yergi formuna çok yaklaştığı durumlar olsa da hala alabildiğine modern bir anlatı. Çünkü çivisi çıkmış dünyaya ve insan uygarlığına hala söyleyeceği sözü var. Andrade’nin yaptığı en özgün şey, meramını, tamamen kendi icadı olan, Klasik Portekizce içine siyah ve yerlilerin; arkaik anavatan dilini, ulusun kendisini ifade edebileceği bir araca çevirmek, kendi sözcükleriyle yapay  ve özgün bir dil yaratmak. Büyülü Gerçekçilik için bu iklimden daha esin verici ne olabilir ki! Gerçekliği bükmek, yeni bir yaratmak ve bunu eskiyi, halen olanı anlatmak adına yapmak! Kuşkusuz Güney Amerika’nın o çok şaşaalı yazarları, Andrade’yi okudular ve kendilerince ilham aldılar.

New York Times’da  Alexander Coleman imzalı yazıda, Macunaíma için yaptığı tespitler, kitabı ve yazarını tanımak noktasında çok önemli!

Macunaíma, Brezilya’nın mitik bilincinin vizyonudur. Doğuş, yükseliş, düşüş ve ölümü konu alan pikaresk bir destandır. Garip bir kitaptır, varlığı edebi hassasiyetlere karşı süregiden bir hakarettir.”

Macunaíma, karaktersiz kahraman, birçok arketipin kolajına benzer Walt Whitman’ın demokratik, destansı karakteri gibi, psikoloji ve nüanstan yoksundur. Sonsuza kadar 20 yaşında görünür, kırışıklarına rağmen. De Andrade, kahramanını Brezilyalı ruhunun bir temsili yapmak yerine sadece ortalama bir “Latin Amerikalı” yapmaya çalışmıştır. Macunaíma, ormandaki köyüne geri dönerken, kitabın alt metnini yavaş yavaş sezmeye başlıyoruz: Yeni dünyanın tanrılarına karşı insanlık, geride bıraktığımızı zannettiğimiz tanrıların yeni dünyada aldıkları yeni formlara karşı bir kendilik arayışı.”

Bir çeviri kahramanlığı

Kendi dilinde ve kültüründe bile “meşakkatli bir okuma disiplini” gerektiren Macunaíma için Özlem Ekmekçiler Rocha, büyük bir emek verdi. Daha kolay elde edilir kaynak ve dillerden çevirilerin cirit attığı merdiven altı yayıncılığın piyasa koşullarını oluşturduğu bir ortamda, büyük bir fedakarlık. Çevirinin kendiliğinden zorluğu bir yana, sayısız dipnot için Lizbon kütüphanelerinde geçirilmiş sayısız saatler söz konusu burada.
Her çeviri, zaman içinde kendi alternatifini yaratacaktır. Ancak o güne kadar bu çeviri, iyi edebiyat, özgün edebiyat peşindekiler için kusursuz bir hizmet görecektir.
Bu arada, kitabın neredeyse yarısı kadar tutan ‘olmazsa olmaz’ dipnotlarına! Her biri, yazarınkiler de dahil olmak üzere, müthiş bir emek ve kültür ürünü.
Hemen ekleyelim!..
Çok dipnotun okuma zevkini baltaladığı fikri de önyargılı olduğu gibi en az Macunaíma’nınki kadar kronik bir tembelliği çağrıştırır.
Dipnot okumaları, okuru, başka okumalara, terim ve kavramlara götüren büyük bir imkandır. Sizi ilgilendiren dipnotu işaretler, günün moda eylemi olarak sosyal medyada paylaşırsınız. Bu bazen hoş bir Latince deyiş olur, bazen Brezilya bayrağına adını ve rengini veren, ülkenin milli ağacı olan Paubrasilia Echinata’dır. Nelere ilgi duyduğu okura kalmış. Kısacası, dipnotlar; yayıncının, çevirmenin, editörün göz nurudur, alın teridir.

Öte yandan dipnot meşakkatini bir nebze olsun hafifletmek adına romanın sonuna bir Macunaíma Sözlüğü koyduk. Ki titiz okur, özellikle kitap boyunca birden çok fazla tekrarlanan kimi isim, terim ve kavramların anlamlarına çok rahat erişebilsin!

Sözü tekrar hınzır Macunaíma’ya getirerek noktalayayım…
Adaletli olalım!.. Macunaíma, bizzat bu kitabı okumak durumunda kalsaydı, tüm sergüzeşti boyunca, çeşitli durumlarda, sık sık tekrarladığı gibi;

“Aman! Ne uğraşıcam şimdi!”

derdi. Evet derdi ama yaşantısı boyunca başına geldiği üzere, alabildiğine özgür, bir o kadar özgün, eğlenceli, okuma keyfinden de mahrum kalmış olurdu.

Son küçük bir not!.. Son yıllarda heyecan verici, ilginç, kışkırtıcı, özgün eserlerin azlığından şikayet ediliyor. Macunaíma, tam bu konuda çok cömert!

S.C.

Ağustos 2019 / İstanbul